Bu işte bir terslik var!

Son zamanlarda bazı ünlü isimlerin sahne kıyafetleri toplumu ikiye böldü… Kimileri eleştirilere nispet yaparcasına daha da açıldıkça açıldı… O güzelim şarkı sözleri, müziğin ritmi ikinci planda kaldı… Kimileri “Böyle de sahneye çıkılmaz ki canım!” diye ısrarla eleştirmeyi görev bildi… Sonra sanki başka hiç derdimiz yokmuş gibi, bu eleştiriyi yapanların geçmişte yediği türlü naneleri arşivden çıkarıp, “Sen dön de kendine bak önce… En son ahlak dersi verecek insan sensin!” türünden bir savunma mekanizması girdi devreye… Yanlışı, yanlışla örtmekte üzerimize yoktur çünkü! Kimse de çıkıp, birilerine sataşmadan, kırmadan dökmeden  “zarafet”in tanımını yaparak konuya nokta koymayı akıl edemedi. Sâhi neydi zarafet? Bence içinde “ince”lik olan her şeydir… Ses tonu mesela… Ya da ince bir belde süzülen şık bir kemer; veya ince topuklu bir ayakkabı; veya her daim ince düşünmek… Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette… Gördüğünüz gibi “ince”likten nasibini alan her ne varsa; gözümüze daha zarif geliyor. Hiç düşündünüz mü; “zarafet” kavramı denilince neden akla hep kraliçeler ve prensesler geliyor? Özellikle monarşi sistemiyle yönetilen ülkelerde saray mensuplarının tarzı, tavrı neden toplumdaki herkes tarafından beğeni topluyor? Hatta yurdum kızları bile zaman zaman içten içe hayranlık duyduğu ama hasetinden hiç belli etmediği bir hemcinsi için “Sanki İngiliz Kraliyet Ailesi’nden geliyor!” türünden cümlelerle başlarlar gıybet etmeye… Peki neydi onların başarıp, bizim çoğunlukla gözardı ettiğimiz düsturlar; haydi beraber hatırlayalım… 

  • Mesela kraliyet ailesi üyeleri özellikle resmi gezilerde muhafazakâr kıyafetler giyinmek zorundadırlar.
  • Kraliyet ailesi üyelerinin; karı-koca olsalar bile toplum içinde sarılmayı bırakın; birbirleriyle temas etmeleri dahi hoş karşılanmıyor. 
  • Saray mensubu kadınlar her daim ölçülü giyinmek zorundalar. Kıyafetlerinde aşırı dekolte, yırtmaç gibi detaylar kesinlikle yasak. Hatırlarsanız, Lady Diana araçtan inerken zaman zaman çantasını göğüs dekoltesine doğru tutup inerdi. Sebebi bu kurala bağlı olarak frikik vermemekti. Kural tabii ki hâlâ geçerli. 
  • Saraydaki kadın aile üyelerinin resmi davetlerde kalın çorap giymesi gerekiyor. Bir dönem Kate Middleton’ın resmi ziyaretleri sırasında eteğinin azıcık açılması bile büyük olay olmuştu. İşte aile üyesi kadınlar bunları önlemek için perde ağırlıkları kullanıyorlar. Bazen giydikleri “riskli” kıyafetlerin etek kısmına bu ağırlıklar görünmez bir şekilde dikiliyor ve böylece rüzgarda başlarına gelebilecek istenmeyen görüntüler engelleniyor. Yani her türlü tedbir alınıyor. 
  • Kraliyet ailesine mensup kadınların koyu renklerde oje sürmesi de yasak. Ancak çok açık renk ya da ten rengi oje veya tırnak cilası kullanabiliyorlar. Takma tırnaklar da hiç hoş karşılanmıyor.
  • Kraliyet ailesinde erkekler için de kurallar var tabii ki; meselâ erkek çocuklar, yaz kış fark etmeksizin, sekiz yaşına kadar şort giymek zorundalar. Onlara göre mantıklı açıklaması şu: Şort çocukluğu, pantolon ise erkekliği simgeler. 
  • Kraliçenin eşi dahi olsanız, kraliçeyle yan yana yürüyemezsiniz. Kraliçeyi her zaman en az iki adım geriden takip etmekle yükümlüsünüz. 

        Şimdi bu örneklerden sonra; gelelim yurdum insanına… Şu saydığım kurallardan hangisi var bizde? Ölçülü ve tedbirli giyinmek var mı; yok… Tam tersine ölçüsüzlüğün reklamına hizmet etmenin acizliği var. 

Bakımlı olmakla birlikte, doğala yakın bir görünüm için “sade”lik var mı bizde; yok… Bırakın davetleri, ziyaretleri; bizim kızlarımız havuza girerken bile full makyajlı, aksesuarlı girip kulaç atıyor… Sanki sudan çıkıp, kurulanıp, hooop bir düğüne yetişecek sanıyorsunuz…

Yok yok hayır; pençeyi andıran o upuzun takma tırnaklardan bahsetmek bile istemiyorum. Sağlıksız olmasına mı yanayım, parmaklarını bile doğru düzgün kullanamadıklarına mı yoksa çok itici görünmelerine mi… Sanırım daha fazla açıklamaya takatim kalmadı…  

Peki ya şu kralın, kraliçeyi her zaman iki adım geriden takip etmesine ne diyorsunuz? Vallahi ben, bizim memlekette bırakın geriden takip etmeyi; yan yana yürüyen bir çift bulursam şükredecek haldeyim… Genelde 10 adım önden giden bir erkek, ona yetişmeye çalışan yorgun bir kadın; ve daha da kötüsü “Hadisene be kadın!” diye sesini yükselten bir erkek hegemonyasına alışığız… 

Şimdi size soruyorum; bu işte bir terslik yok mu? Toplumsal kuralları bir kenara bırakalım; hani çoğunluğu Müslüman olan ülke bizdik? 

E nasıl oluyor da elin İngiliz Kraliyeti bizden daha edepli, ölçülü, muhafazakâr, naif, zarif seçimler yapabiliyor?  “Kadınlara iyi davranın, onlar size Allah’ın emanetidir” hükmü bizim dinimize ait değil miydi? “Gönül taşla kırılmaz; ya ses tonuyla kırılır, ya da söz tonuyla” diyenler bizim dervişlerimizden başkası mıydı? Bizim inancımızın temel taşlarında; ölçülü giyinmek, gösterişten uzak olmak, mütevazı bir yaşam sürmek yok muydu? E hani nerde; ben göremiyorum… Kadın cinayetleri bizde, başörtüsü takıp, boya kazanına düşmüş gibi makyaj yapıp, ultra lüks arabalarla gezen “süslüman”lar bizde, çıplaklığı marifet sanıp, donla sahneye çıkanlar bizde… Şimdi siz söyleyin lütfen; “zarafet” bunun neresinde?.. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.