PSİKOLOG KÖŞESİ

BAŞKASI OLMA KENDİN OL

Kedi…

Gelir ve sevgi ister. Sizi fazladan seviyormuş gibi yapmaz, araya üst düzey arkadaşlarını sokmaz, inanmadığı gibi davranmaz, sizi hoş tutmak için özel bir çabası olmaz… Sahte bir güler yüzünü göremezsiniz… uzun sessizliklerle sizi cezalandırmaz ya da uzaktan anlayın diye beklemez. Bir mağduriyetten bahsetmez. Karşılığında size bir şey teklif etmez. Bir gönderme ya da imada bulunmaz. Uzun uzun bekleyip hesap kitap yapmaz. Yürür, yanınıza gelir, sevilmek ister. O kadar.

Peki ya biz? İhtiyacımız olana gitmek için, sevilmek ve onaylanmak için ne kadar yoruyoruz kendimizi ve hayatımızdakileri… Doğa gibi olursak kendimiz gibi oluruz. Bıraksak kendimizi ve denesek keşke!

Herkesin bahsettiği, sürekli birbirimize tarifini verdiğimiz ama ulaşamadığımız bir istikamettir insanın kendisine giden yol. Kim neden korkutmuşsa bizi bu kadar, en çok kendimizle karşılaşmaktan korkuyoruz, en çok kendi gözlerimize bakmaktan. Neler görmekten korkuyoruz orada? Hatalarımızı mı, günahlarımızı mı, başarısızlıklarımızı, beceriksizliklerimizi, bencilliklerimizi mi? İnsan olduğumuz gerçeğinden mi kaçıyoruz yoksa her insan gibi olduğumuz gerçeğinden mi? Hep farklı sanıyoruz kendimizi, hep başka, hep ayrı, hep özel. Ödümüz kopuyor sıradanlıktan ama bir yandan da çemberin dışına adım atmayı göze alamıyoruz. Alanlara da hasetle bakıyoruz. Ne cüretle ayrılır sürüden diyoruz, neyine güvenir de kendini seçer, bu nasıl bir küstahlık!

Çok zordur kendin olmak… Cesaret işidir kendini aramak… Ya bulursak, ya aniden karşılaşıverirsek kendimizle korkusu yer bitirir bizi. Düşünsenize, onlarca katın altındaki temel, ya çürükse, çatlaksa? Ya o kadar katı üstüne inşa ettiğimiz zemin, tek bir tuğla daha kaldıramayacaksa veya daha kötüsü yıkılmasına an varsa? E o zaman, herkes görecek mi temeldeki çürümeyi, fark edecek mi bizdeki eksik, kusurlu yönleri? Yıkılacak mı her biri birbirinden özenle ördüğümüz duvarlar?

İyisi mi bakalım derim ben arada bir manzaraya. Seyredelim gözümüzün alabildiğine. Durup dinlenmez, bir mola vermezsek, hayatla dolmaz o bize ömür diye biçilen zaman. Ölmeyiz vade bitene kadar ama yaşamış da sayılmayız. Emin olun hepimizde var kirden rengi atmış çamaşırlar. Hepimiz geniş birer arka bahçeye sahibiz, hiç temizlemediğimiz, otunu çöpünü ayırmadığımız, dönüp bakmaya bile yanaşmadığımız ve bakmıyoruz diye de yok saydığımız…

Hepimiz birbirimiz kadar insanız. Ne bir eksik, ne bir birim fazlayız. Bundan korkmak yerine kabullenebildiğimizde başlayacak farklılığımız. İşte o zaman gerçek kişisel potansiyeller çıkacak, herkes aslına kavuştuğunda, kendini zıttıyla kabul ettiğinde resim tamamlanacak. İşte o kadar korktuğumuz sıradanlıktan o zaman kurtulacağız. Hem bu kadar aynı hem bu kadar özgün olmanın tadını o zaman çıkaracağız. Durup bir an soluklanmaya, kendi gözlerinize bakmaya hazır mısınız?​​​​​​​​​​

UZMAN PSİKOLOG ​​​​​​​​
OYA KAPTAN

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.